İstanbul Turu

İstanbul Şehir Turu

Size İstanbul turlarınızda ziyaret edebileceğiniz yerlerin kısa bir özetini sunmaya çalışacağım. Tabii ki zamanınıza göre pek çok gezi yerleri ilave edilebilir veya çıkarılabilir.
Eğer tura İstanbul dışından geliyorsanız ve benim rehber olarak size eşlik etmemi isterseniz tur akışımız yaklaşık şu şekilde olur.
İstanbul dışından otobüs ile gelen gruplar için tura sabahın ilk ışıkları ile  Çamlıca Tepesi‘nden başlamak isterim. Buradan İstanbul’un  Asya ve Avrupa kıtalarına yayılmış büyük bölümünü boğazın güzelliği eşliğinde görürüz.
İstanbul gezinizi en güzel ve en verimli sunmaya, zamanınızı iyi değerlendirmeye çalışacağım.
Kuruluşundan beri dünya tarihinde devamlı ön planda olan, önemi hiç azalmayan, tüm zamanlarda Dünya devletlerinin ilgi odağı olmuş, iki kıta üzerinde kurulmuş tek kent olma gururunu taşıyan İstanbul’u gezerken medeniyetler arasında köprüler kurmaya çalışacağız.
Turumuz boyunca ziyaretçilerimizi sıkmadan tarihi konular sohbet havası içerisinde işlenecektir.
Turun sonunda bilgi dağarcığımıza yenilerini eklemiş olarak döneceğiz.
İstanbul gezisinin uzun zaman hafızalarınızda yer edeceğinden eminim. İstanbul gezisi anlatılmaz, bu gezi ancak yaşanır.
Çamlıca Tepesi’nde İstanbul’un güzelliğini gördükten sonra ziyaret programımıza Fatih Sultan Mehmet Köprüsü‘nden geçip İstanbul’un fethinden önce 4 ay gibi kısa bir sürede yapılan muhteşem Rumeli Hisarı ile başlarız. Hisar içerisinde, burçlarda gezerken kendimizi tarihi anlatımlardaki, romanlardaki, filmlerdeki kahramanlar gibi hissederiz.
Şehir surları başka önemli bir gezi noktamız. Roma kralı 2.Theodosius zamanın da yaptırılan, Bizans döneminde sık sık tamir edilen, üçüncü şehir surları boyunca kısa bir yolculuk yapıp, Edirnekapı yakınlarında Fatih Sultan Mehmet’in şehre giriş yaptığı rivayet edilen kapıdan şehre gireriz. Sonra gezimize Roma, Bizans, Osmanlı tarihleri arasında gezi tünelleri oluşturarak devam ederiz.
Hipodrom Meydanı‘nda Roma ve Bizans dönemi üzerine sohbet ederiz. Roma kralı Constantius veya Theodosius tarafından Mısır’dan getirtilen Dikilitaş‘ı, Delfi tapınağından getirilen Yılanlı Sütun‘u, Bizans devri eseri olan Örme Sütun‘u ve 19. yüzyılın son eserlerinden  Alman Çeşmesi‘ni görürüz.
Sultan Ahmet Camisi avlusunda Osmanlı mimarisi üzerine sohbet esnasında sanki mimar Mehmet Ağa bize rehberlik eder.  17. Yüzyıl başlarının mimari örneklerinden olan Sultan Ahmet Camisi ve Külliyesi Osmanlı’nın sadece ibadet edilecek mekanlar değil, sosyal içerikli merkezler kurduğunu gösterir bize. İçerideki mavi, turkuvaz çiniler ve süslemeleriyle, kubbesiyle, fil ayaklarıyla avlusuyla bizleri hayran bırakan bu muhteşem eseri yabancı seyyahlar Mavi Cami olarak adlandırırlar.
Sultan Ahmet Camisi ile birbirlerini selamlarcasına karşıda dimdik ayakta duran, bin yıl daha yaşlı bir yapı olan Ayasofya bizleri beklemekte. 532-537 yıllarında beş yıl gibi kısa bir sürede yapılan, zamanının ilk büyük tek kubbeli yapısını ziyaretimiz esnasında Doğu Roma imparatoru Jüstinyen, Miletli mimar Isidor ile Fatih Sultan Mehmet’i ve Akşemseddin’i el ele görürüz. Bu güzel yapıyı günümüze kadar ulaştıranlara teşekkür edip, gezmeye başlarız Hıristiyanlığın ve İslam’ın kucaklaştığı, her iki dine de hizmet etmiş muhteşem Ayasofya’yı… İçindeki mozaikleri ve İncil’den betimlemeleri, Kur’an’dan ayetleri görürüz.
Topkapı Sarayı ziyareti bizleri bambaşka dünyalara götürür. Muhteşem imparatorluğun mütevazı sarayını gezeriz. Hakkında bir sürü olumlu ve olumsuz eleştiriler yapılan haremi, saray mutfağını, hazine dairesini, arz odasını, mukaddes emanetleri gezerken Osmanlı devlet yapısı, yönetim şekli, saray hayatı hakkında sohbet ederiz.
Başka bir güzel gezi yerimiz de Bizans döneminin büyük su toplama merkezlerinden birisi olan Yerebatan Sarnıcı‘dır. Üzerinden ağır tonajlı araçların bile geçtiği bu sarnıcın 1500 yıldır halen sapasağlam ayakta olmasına şaşıracaksınız.
Osmanlı döneminde yapılan, Dünyanın en büyük tarihi çarşısı olan Kapalı Çarşı’da, iç içe geçmiş sokaklarında dükkanların canlılığını görürüz. Osmanlı mimarisi ile günümüz ticaretinin uyumu halen tüm ziyaretçileri etkiler. Yabancı turistler büyük ilgi gösterirler bu çarşıya. Kapalı Çarşıdan Mısır Çarşısı‘na kadar yaya inilir. Mısır Çarşısı da Osmanlı döneminin önemli bedestenlerinden birisidir. Bugün baharatçıların ve gıda satıcılarının bulunduğu çarşıda gezmek ve alışveriş yapmak ayrı bir zevk.
Osmanlı döneminde kentin suyunun taksim edildiği, su dağıtım kulelerinin bulunduğu Taksim Meydanı şimdi kentin önemli gezi merkezlerinden birisidir. Burada insanlar sabaha kadar gezinti yaparlar. Biz de Dünya’nın her yerinden gelen insan seline karışıp Beyoğlu İstiklal Caddesi‘nde güzel bir gezinti yapabiliriz.
Akşamleyin İstanbul Boğazı daha canlı   olduğu için, Ortaköy gezisini geceye bırakıyoruz.  Asya ve Avrupa kıtalarını birleştiren İstanbul Boğazı kıyısında gece geçirilen zaman çok romantik olur.
Eğer zamanımız olursa ve grubun ilgisi de oluşa Türkiye’mizden pek çok tarihi eserin orantılı küçültülmüş maketlerini görebileceğimiz yer olan Minyatürk‘e, de uğrayabiliriz.
İstanbul’a gelip de Eyüp Sultan Hazretlerinin türbesini ziyaret etmeden gitmek olmaz. Burada manevi havayı doya doya hissedeceksiniz. Toplumun her kesiminden insanlar kendilerine has bir sürü nedenlerle Eyüp Sultan’ı ziyaret ederler.  Bazıları mimarisini görmek, bazıları toplumun folklorik yapısını izlemek, bazıları dertlerine çare bulmak, bazıları hallerine şükretmek ve pek çok insan da burada sahabe mezarının yanında Allah’a Dua etmek için gelirler. Sebepleri çoğaltabiliriz.
Hüznü veya mutluluğu, kargaşayı veya huzuru, yokluğu veya varlığı yaşamış insanlar tarihi mezarlıklarda başuçlarındaki mezar taşları ile temsil ediliyorlar ve adeta günümüz kent yaşamına katılıyorlar.
Eyüp Sultan’a kadar gelmişken, İstanbul’un en güzide seyir yerlerinden birisi olan Piyerloti Tepesi‘ni görmeden ayrılmak olmaz. Asıl adı Louis Marie Julien Viaud olan Fransız yazarın eserlerini yazmak için geldiği ve zamanının çoğunu geçirdiği tepe Haliç‘in en güzel görüldüğü yerlerden birisidir. Tepeye isteyenler yaya, isteyenler de teleferikle çıkabilirler.
İstanbul’da ibretle gezeceğimiz yerlerden birisi de Dolmabahçe Sarayı‘dır.
Dış borç ile yapımına başlanan, barok mimarinin en güzel örneklerinden olan Dolmabahçe sarayını gezerken, şairin deyimi ile alevler içindeki evin üst katındaki ziyafeti görür gibi oluruz. Osmanlı Devletini batışa götüren sebeplerden birisi olan ihtişama şahit oluruz. Topkapı Sarayında daha çok dış mekan güzelliği ve doğa ile uyum, Dolmabahçe Sarayında ise daha çok iç mekan güzelliği, süslemelerde aşırıya kaçma ve maddi güç gösterisinin vurgulanmasını görürüz. Ziyaretimizin sonunda şu soruyu sorarız kendimize: İç ve dış dünyamız Topkapı gibi mi, yoksa Dolmabahçe gibi mi/olmalı?
İstanbul ziyaretinin olmazsa olmazları arasında olan İstanbul Boğazı turu yapacak olursak bambaşka güzellikleri yaşarız. Boğazda sade, gösterişsiz ama şirin yalıların yanı sıra ihtişamı ile göz kamaştıran yalıları, Karadeniz ile Marmara arasında yüzen balıkları yakalamaya çalışan insanları, banklara oturmuş boğazı seyredenleri görürüz. İki kıta arasında iki saatlik deniz yolculuğumuz esnasında güzel zaman geçireceğiz.
Süleymaniye Camisi, Galata Kulesi, Çemberli Taş, Beyazıt Camisi, Yeni Cami, Kariye Müzesi, Balat, Fener, Haliç Yıldız Parkı gibi ziyaret noktalarını da zamanınıza göre programa alabilirsiniz.
Güzel bir İstanbul turu yapmak isterseniz turunuzu 2 veya 3 günlük olarak planlayın ki yukarıda yazdığım tüm ziyaretleri gerçekleştirebilelim…
Turlarda görüşmek üzere:
———————
Not: Rehberler tur organize etmezler. Organize edilmiş turlara rehberlik hizmeti verirler ve sadece verdikleri rehberlik hizmetinden sorumludurlar.
Konaklama tesisleri, nakil vasıtaları, gezilecek yerlerin belirlenmesi, programda değişiklik yapma gibi konularda Turizm Seyahat Acentası ve Tur Operatörleri yetkili ve sorumludur.

Yazıyı paylaş!